Okuldan Kaçış

logo

Aytaç AÇIKALIN (Prof. Dr.)

Sunumun başlığı olarak seçilen “Okuldan Kurtuluş”, seslendirildiğinde ve  ilk algılandığında “okuldan kurtulmayı”, onu terkederek kurtuluşu, okulu yılgın biçimde terketmek, kurtulmak gibi bir anlam vermektedir. İyi de oluyor, İlk anda ters sezgisel içeriğe dayalı bir anlam, çınlama gibi bizi dikkate, düşünmeye, anlamaya zorluyor sanki. Benzer bir deyişi yaklaşık yüz on yıl önce Maarif Nazırı Haşim Paşa’da (1905-1908) Mektepler olmasa maarifi daha iyi idare ederim biçiminde ifade etmişti:

Kuşkusuz o dönemde Paşanın maarif nazırlığı dönemindeki şartlar farklıydı. Çünkü dönemin Haşim Paşa’nın başında iki tür eğitim kurumu vardı. Bir yanda geleneksel, kendisinin de muhtemelen oradan mezun olduğu medreseler, öbür yanda Tanzimat heyecanı ile gelen “mektepler”. Paşa’nın medreselere ilişkin deneyimi, bilgisi, kestirimleri var; fakat mektep, yeni bir olgu, farklı bir kurum, yöneticinin yaşantısında, zihinsel eğitim kalıplarında henüz yeri yok. Bu nedenle mektepler konusunda yönetim sıkıntıları var. Ama ne olursa olsun ben Paşanın yönetsel  irdelemesine hayranım; sistemin en duyarlı parçasını, en etkin birimini “mektebi/okulu” görmüş.

Bu sunumun hazırlandığı 2017 yılı itibariyle altmış iki yıllık eğitimciyim. Bu meslek sanki benim kaderim; iki yıl askerliğimi bile bir acemi birliğinde “eğitim subayı” olarak geçirdim. Benim hayatım, ömrüm, ilgi  ve çalışma alanım okul ve öğrenim oldu. Mevlana Hazretlerinin  dediği gibi: “İki gecem var / ikisi de uykusuz/ Ya sensizim uyuyamam/ Ya sen varsın uyku haram.” ya da Karacaoğlan deyişi ile “Gündüz hayallerim gece düşlerim” örneği, geleneksel anlatımı ile gece gündüz ben öğrenim ve okulu düşünüyorum.

Mesleki müzakere ortamlarında karşımdakiler, bir parça da köşeye sıkıştırmış olmak için, Türkiye eğitim sisteminin durumunu kastederek “peki sen olsan ne yaparsın?” sorusuna muhatap ediyorlar.beni. Cevabım hazır ve yalın “okuldan başlardım”. Okul milli eğitimin, maarifin (son zamanlarda bu sözcük daha bir revaçta) “kara kutusudur.” Bütün sistemin DNA izleri oradadır. Okul, bir toplumun zihinsel, duygusal, kültürel bütünlüğünün bileşenidir. Toplumun bütünlüğünün imbiğidir. Okulda, süzülmüş, arınmış kültür, coğrafya/vatanla yoğrulur. Okulun kurumsal olarak varlık nedeni bebeklerin, çocukların, gençlerin, erken yetişkinlerin, yetişkinlerin, ve yaşlıların fıtratlarının korunarak, doğaya uygun biçimde geliştirilmesi için korunak, gölgelik görevini üstlenmesidir.

Kurum veya örgüt, başlangıçta zihinsel bir kurgu, bir tasarımdır. Genellikle yazılı, gerektiğinde sözel olarak ifade edilen amaçlar veya hedefler sadece kurumun varlığının nedenini açıklar. İzlenen bir eylem, bir üretim ancak örgüte insan kaynağının dahil edilmesi, yerleştirilmesi ile mümkün olur. Bu noktada insan kaynağının yerleştirilmesi, hedef veya amaçlara yöneltilmesi için yönetim ve yönetici gerçeği ile karşı karşıya kalırız. Bir okul açmak, kurmak tasarlandığında öncelikle bina, öğretmen, araç gereç sağlanması gelir aklımıza. Bir okul binasının varlığı bir şey ifade etmez, bu binanın kapısını açacak bir yetkili veya gönüllü kişiye ihtiyacımız olacaktır. Bir anda içerisine onlarca öğretmenin gireceği bu binada kimlerin ne yapacağını, kimin hangi odada, hangi gruplarla birlikte olacağını ve hangi etkinliklerde bulunacağını belirleyen, belirlenmiş eylemleri, süreç ve sonuç olarak izleyip değerlendiren bir kişiye ve bir takıma ihtiyaç vardır: Bu kişinin veya takımın adı yönetim veya yöneticidir. Eğer söz konusu kurum okul ise bu kişi, okul müdürü, okulu amaca, hedefe yönelten kişi demektir.

Artık sunumun kalan kısmında “Okuldan Kurtuluş” olarak düzenlenen çınlatıcı başlığı, düzelterek, anlatımı sürdürebiliriz. Türkiye eğitim sisteminin “Kurtuluşu Okuldan” olacaktır. Bu yargıyı tahkim edecek ardışık parça düşünceleri sıralamadan paylaşmak mümkündür. Öncelikle okul yöneticiliği kavramını, sistemin kurtuluşunun okuldan olacağı düşüncesi ile bezemek gerekir.

Okul yöneticiliği öğretmenlikten farklı bir meslek, bir kamu yönetimi alanıdır. Bu göreve kaynak olarak salt öğretmenliğin düşünülmesi aile içi evliliklere benzer hastalıklı durumlar doğurabilmektedir. Özellikle öğretmenlikten okul yöneticiliğine atamak, okul yöneticisini öğretmenliğe iade etme sürecinin sürdürülmesi her iki meslek alanını da aşındırmaktır. Kanımca okul yöneticiliğine farklı bir kaynak olarak, öğretmenlik dışından, uygun yükseköğrenim alanlarından mezun, öğretmenlik sertifikasına sahip, yönetim yeterliklerinin başat olan alanlar da okul yönetici kaynağı olarak tanımlanmalıdır. Bu kapsamda eğitim fakültelerinde Eğitim Yönetimi bölümleri, öğretmenlik programlarının lisans öğreniminde ilk iki yılı ortak, izleyen iki yılını okul ve eğitim yöneticiliği bölümleri olarak açılabilir. Buna koşut, üniversitelerin hukuk, kamu yönetimi, siyasal bilimler, işletme, mühendislik v.b disiplinlerinden mezun olanların da eğitim sertifikasına sahip olarak okul yöneticiliğine başvurmaları düşünülebilir.

Bu aşamada eğitim ve okul yöneticilerinin sisteme giriş model ve usullerinin açımlanması daha çok teknik bir ayrıntı olması nedeniyle müzakereye açılmasının etkili bir sonucu olmayabilir. Ancak sisteme giren eğitim ve okul yöneticilerinin “aday” olarak başlamaları esastır. Bu amaçla seçilmiş okulların müdür yardımcılıkları kullanılabilir. İki yıl süreyle seçilmiş okulların müdür yardımcısı konumunda çalışan adayın okul yöneticiliği, çalıştığı okul müdürünün teklifi, komisyonun onayı ile “icazet” anlamında belgelendirilmiş olacaktır.

Okul müdürlerinin okullarda çalışma sürelerinin kısıtlanması yöneticinin kendisi ve birlikte çalışanlar açısından kaygı, kararsızlık, umut, belirsizlik duygularının yaşanmasına neden olmaktadır. İki yıllık adaylık süresini tamamlayan yönetici adayı, icazet aldığı an bulunduğu müdür yardımcılığı makamını terk etmelidir. Hemen boş bir okul yöneticiliğine talip olması beklenir. Eğitimi kurtuluşa götürecek okullardaki geleneksel müdür yardımcılarının yerine “memur” çalıştırılması düşünülmelidir.

Bu sunum kapsamındaki tüm görüş ve düşüncelerin hepsi müzakereye açıktır. Zaten benim sizinle paylaştığım hususların muhtemelen yarısı yanlıştır ve daha kötüsü, yanlışın hangi yarısı olduğunu da bilmiyorum.

Üsküdar, 29 Kasım 2017

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir