Yeni Ulusal Sınavlara İlişkin Görüşler / Politika Notları – 5

logo_alt_menu

Yeni Ulusal Sınavlara İlişkin Görüşler

Politika Notları – 5

03.12.2017

Yazının tamamının PDF olarak indirmek için tıklayınız

Türkiye, yeni eğitim-öğretim sezonuna sınav gündemiyle başladı. TEOG tartışmaları bitmeden YGS-LYS de potaya girdi. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ın 12 Ekim’de açıkladığı YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı)’nin tartışmaları durulmadan MEB Bakanı İsmet Yılmaz da yine çok tartışılacak LKS (Liselere Kayıt Sistemi) adını verdiği yeni sınav sistemini açıkladı. Öncü Okul Yöneticileri olarak yenilenen ulusal sınavlara ilişkin  görüşlerimizi aşağıda belirtik.

Ulusal Sınavlarda Eskiye Dönülmüştür

Gerek üniversiteye yerleştirme sınavında gerekse liselere geçiş sınavında yenilenen sınav sistemlerinin önceki yıllarda uygulanan sistemlere benzerliği dikkat çekmektedir. Üniversitelere yerleştirme sınavında iki kademeli bir sınav sisteminin getirilmesi, puan türlerinin sayısının azaltılması ve sınavın tek bir hafta sonunda yapılacak olması daha önceki uygulamalarda da bulunmaktaydı. Sınav stresinin azaltılması ve okul döneminde liselerin fiilen boşalmasının önüne geçilmesi amacıyla düşünüldüğü açıkça belli olan bu uygulamanın melez bir yapı arz ettiği görülmektedir. Sınav iki kademeli olduğu halde tek günde ya da iki günde tamamlanacaktır. Adayların, birinci kademe sınav sonuçları açıklanmadan ikinci kademe sınava girecek olmaları ölçme-değerlendirme ilkeleri bakımından uygun olmayan bir yöntem olarak değerlendirilmektedir.

Liselere geçiş sınavında, sadece bazı okullara sınavla geçiş sisteminin getirilmiş olması yine uzun yıllar uygulanan sisteme dönülmesi anlamına gelmektedir. Bu uygulamada da melez bir durum ile karşı karşıya kalınmıştır. Lise kademesinin zorunlu olmadığı dönemlerde uygulanan bu yöntemin lise kademesinin zorunlu olduğu dönemde sınavla yerleşemeyen öğrencilerin nasıl yerleştirileceğine dair sorunu beraberinde getirdiği görülmektedir. Bu sorun henüz çözülmüş değildir.

Sınavların Kapsamı Netleşmemiştir

Gerek üniversiteye yerleştirme sınavında gerekse liselere geçiş sınavında soruların hangi sınıfların, derslerin müfredatından hazırlanacağı, sınavın kapsamı ve soru türleri bakımından da öğrenciler kadar öğretmenler ve velilerin de kafasını karıştıran durumlar ortaya çıkmıştır. Birkaç kez değişiklik yapılması, güven zedeleyici bir ortam oluşmasına yol açmıştır.

Maksat Hasıl Olmamıştır

Ulusal sınav tartışmalarının özünü, Türk eğitim sistemini esir alan sınav baskısından kurtulma vizyonu oluşturmaktaydı. Ne var ki eğitim sistemimizin moral ve akademik alt yapısı, toplumsal alışkanlıklar ve fiziki durum uygun olmadığından değişikliklerden murat edilen maksat hasıl olmamıştır. Süreç daha karmaşık bir hal almıştır.

Eğitimciler de dahil olmak üzere toplumun önemli bir kesimi sınavların eğitime erişimde fırsat eşitliği oluşturduğuna ilişkin bir kanaati bulunmaktadır. Ancak bu kanaatin geniş toplumsal kesimler arasındaki farklılıkları azaltmak bakımından etkili olduğunu söylemek zordur.

Yeni sınav sistemlerinin, okul dışı sınavlara hazırlık kurslarına ve kaynaklara ilgiyi ve ihtiyacı azaltması beklentisinin de gerçekleşmeyeceği yaygın olarak kabul edilen bir değerlendirmedir.

Üniversiteye yerleştirme sürecinde Türkçe ve Matematik derslerinin odağını oluşturduğu genel yetkinliklerin ölçülmesi yoluyla bir değerlendirme yapılması düşüncesi de gerçekleştirilememiştir. Sadece iki dersin kapsama alındığı gibi bir düşüncenin uygulanmış olması durumunda lise eğitiminde sunulan diğer derslerin önemsizleşeceği ve bu sebeple liselerin daha fazla içinin boşalacağı yaygın inancı bu köklü dönüşümün gerçekleşmesini engellemiştir.

Dezenformasyon Yaşanmaktadır

Toplumsal ayrışma ve kutuplaşma, yeni sınav sistemine ilişkin değerlendirmelerde de dezenformasyon olarak kendini göstermiştir. Sadece öğrenciler ve veliler değil, eğitimciler, öğretmenler ve eğitim yöneticileri de yeni sınav sistemlerinin ne tür yenilikler getirdiğini kavrayamamıştır. Bu durum etkili, kapsayıcı ve ihtiyaç odaklı bir analiz, değerlendirme ve kurgu yapmak bakımından sağlıklı ve elverişli bir ortam olmadığını göstermektedir. Diğer taraftan değişiklik önerisinin zamanlamasının da eğitim öğretim takvimi göz önünde bulundurulduğunda uygun olmadığı düşünülmektedir.

Sonuç olarak yeni ulusal sınavlarla, birkaç küçük rötuş dışında Türk eğitim sistemine bir yenilik getirilmediği, eğitimimizin sınav baskısı altında devam edeceği, öğrencilerin sınav stresinin artacağı anlaşılmaktadır.

Eğitim Politikası Geliştirme Süreçleri İlkelere Bağlanmalıdır

Yeni sınav sistemi tartışmalarının, eğitim öğretimin başladığı bir dönemde ve aynı eğitim öğretim dönemi için uygulanmak üzere tartışmaya açılması, öncesinde herhangi bir hazırlık yapılmadan kamuoyuna açıklanması, TEOG tartışması başladığında, YÖK Başkanının üniversiteye yerleştirme sınavlarında bir değişiklik yapılmayacağı açıklaması yapmasına rağmen birkaç gün içinde değişiklik yapılması genel olarak kamu politikası özelde eğitim politikası geliştirme ve uygulama ilkeleri bakımından uygun olmadığı aşikardır.

Birinci Muhatap Okul Yöneticileridir

Eğitim sisteminde karşı karşıya kalınan bütün sorunlarda olduğu gibi sınavlara ilişkin bu ani değişikliklerde de uygulamaya yansıyan süreçlerin birincil muhatapları okul yöneticileridir. Değişikliklerin öncelikle okul yöneticilerine hiçbir cevapsız soru kalmaksızın açıklanması, geliştirilen politikaların sahada başarıyla uygulanması bakımından hayati önem arz etmektedir.

Bu değerlendirmeler çerçevesinde sınav sisteminde yapılan değişikliklere ilişkin yukarıda belirtilen görüşlere ek olarak Türkiye’de eğitim politikası geliştirme süreçlerinin tartışılmasının ve ilkelere bağlanmasının gerekli olduğu görüşünü kamuoyuna saygıyla arz ederiz.

Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.

Öncü Okul Yöneticileri Derneği

www.oncuyoneticiler.com

Yazının tamamının PDF olarak indirmek için tıklayınız.